Gassal Dizisi Psikolojik İnceleme

Gassal Psikolojik İnceleme: Hayatın Göz Ardı Edilen Gerçeklerinin Hikayesi

Dizi/Psikoloji

Gassal dizisi daha yayınlanmadan gündeme bomba gibi düştü. Tek bir sorunun yayınlandığı billboard’ları görmüşsünüzdür: “Ölünce beni kim yıkayacak?” Bu soru fazlaca tepkiye neden oldu. Kimimiz ne bu diye merak ettik, kimimiz öfkelendik, kimimiz görmezden gelmeye çalıştık. Derken aslında bu cümlenin yakında yayınlanacak bir dizide geçen bir replik olduğunu öğrendik. En sonunda dizi yayınlandı, bazılarımız izlemekten bile rahatsız oldu. Açıkçası izlemek yer yer benim için de zor oldu. Peki neden bu kadar çok tepki verdik? Gelin, hep beraber bakalım. Gassal psikolojik incelemesi sizlerle! Başlamadan önce uyarmak isterim, spoiler içerir!

Ayrıca İlginizi Çekebilecek Diğer Yazılarımız;

  1. İlk ve Son Dizisi 2. Sezon İncelemesi 
  2. Gibi Dizi İncelemesi
  3. Kızılcık Şerbeti Psikolojik İnceleme
  4. Terzi Dizisi İnceleme
  5. Psikoloji Öğrencilerinin İzlemesi Gereken 10 Dizi

Kabul Etmek İstemediğimiz Bir Gerçek: Fanilik

Hayatta pek çok çatışma var: Lezzetli mi lezzetli bol kalorili yiyecekleri yiyerek zayıf kalmak isteriz, kafamız yorulmadan sadece eğlenceye odaklanarak başarıya ulaşmak isteriz, saatlerce bilgisayar başında olmadan tezimiz tamamlanıp unvanımızı almak isteriz ve daha birçok şey… Belki de bu çatışmalardan en temel olanı yaşamayı istemek ve bir gün ölecek olmamız.

Hepimizin en temel içgüdüsü hayatta kalmaktır. Doğduğumuz andan itibaren nefes almaya ve hayata tutunmaya çalışırız. 5 dakika sonramızı bilmeden gelecek ay için planlar yaparız, ölümü ne kendimize ne de yakınlarımıza kondurabiliriz, birinin yakını vefat ettiği zaman ne söyleyeceğimizi şaşırırız- hatta bazılarımız bu durumla yüzleşmek istemez ve uzak durur. İşte Gassal tam bu kaçtığımız gerçekliği gözümüze sokuyor!

Gassal İnceleme
Gassal – Baki : Psikolojik İnceleme

Freud en temel çatışmamız olan yaşam ve ölümü ikili dürtü olarak tanımlar: Eros (Yaşam Dürtüsü) ve Thanatos (Ölüm Dürtüsü). Yaşam dürtüsü, cinsellik ve yapıcılığı içerirken; ölüm dürtüsü saldırganlık ve yıkıcılığı içermektedir. Bu iki dürtü birbirine zıt olsa da aynı zamanda birbirini tamamlayıcı özelliğe de sahiptir. Ömrümüz boyunca bu iki dürtünün çatışmasını deneyimleriz.

Yaşama ve ölüm ikilemine açıklama getirmeye çalışan bir başka bilim insanı da Becker’dır. Ölümün İnkarı isimli kitabında ölümün reddi ve ölümsüzlük projesi kavramlarını tanımlar. Becker, insanların temel motivasyonunun ölümsüzlük olduğunu ve bu doğrultuda ölümü inkar ettiklerini öne sürmektedir. Ancak insanlar aynı zamanda düşünme kabiliyetine sahip entelektüel canlılardır. O yüzden bir gün hayatlarının biteceği acısıyla da baş başa kalmaktadırlar. Ölümün yarattığı kaygı ile başa çıkabilmek için insanlar “ölümsüzlük projeleri” yaratırlar.

Gassal dizisi ölümü capcanlı gözümüze sokarken aslında en temel çatışmamızın cereyan etmesine sebep oluyor. Bu yüzden de çoğumuzda “rahatsızlık” hissini uyandırıyor.

Gassal Dizisi ve Dehşet Yönetimi Kuramı

Baki (Ahmet Kural), yıllardır gassallık mesleğini icra eden yalnız bir adam. Bir gün mezarlıktan dönerken bir grup ona bıçak çekiyor. Ancak bıçak, şaka bıçağı. Baki gerçekten bıçaklanmıyor. Bu olayın üstüne arkadaşına şunu söylüyor: “Ben ilk defa ölümle yüzleştim.” Her gün ölü yıkayan biri için çok enteresan bir cümle değil mi? Aslında değil. Baki hiç ölümü kendine kondurmadı, “ölen taraf”ta olmadı hiç. O sadece “işini yapıyor”du. Ancak o gün mezarlıkta ilk defa kendi ölme ihtimali ile yüzleşti. O zaman biraz kendi faniliğimizin reddi üzerine konuşalım.

Freud ve Becker’ın çalışmalarına dayanarak, Greenberg ve meslektaşları Dehşet Yönetimi Kuramı’nı geliştirmiştir. Dehşet Yönetimi Kuramı’na göre ölümlülük gerçeği insanlarda dehşet duygusunu uyandırmakta ve insanlar bu dehşet duygusu ile baş edebilmek için kültürel dünya görüşlerine tutunmaktadır. Kültürel dünya görüşleri sayesinde kişiler değerli olduklarını ve sembolik olarak ölümsüzlüğe ulaşabileceklerini hissetmektedir. Sembolik ölümsüzlük; bir eser ortaya koyma (kitap, tez, şarkı vb.), aile kurma, çocuk yapma, mesleğinde başarılı olma, bir ideoloji uğruna emek verme gibi yollarla sağlanabilir.

Kendi ölümü yüzüne vurulduktan sonra dehşete kapılan Baki’nin dehşet duygusu ile baş etmesi gerekiyordu. O da yalnızlığını giderme ve merhamet ihtiyacını karşılamaya yöneldi ve şu soruyu sordu: “Ölünce beni kim yıkayacak?”

Yalnızlık ve Merhamet Üzerine

Baki annesini küçük yaşta kaybetmiş, babası cezaevinde ve tek başına yaşayan bir adam. Hayatını paylaştığı romantik bir partneri yok. Bir tane arkadaşı (Ahmet) var, o arkadaşının da kendine ait mutlu bir ailesi var. Karakter yapısına bakacak olursak, Baki içine kapanmış kendi halinde bir adam. Baki’nin kişiliği ve hayat hikayesinin dışında mesleği de yalnızlaşmasına yol açmış. Baki’nin Gassal olduğunu duyan herkes ondan direkt kaçıyor. Sanki Baki onlara dokunsa bir anda ölecekler ve kendilerini teneşir üzerinde bulacaklar. Sanki ölümsüzlük mümkün ve bunun yolu da Baki’den köşe bucak kaçmak.

Ölüm gerçeğinin yarattığı dehşet Baki’ye ne kadar yalnız olduğunu hatırlatıyor. Baki’nin yalnızlık olgusunu 2 açıdan inceleyebiliriz: Ölüm Gerçeğiyle Baş Etme ve Temel İhtiyaçlarımız.

Önceki paragraflarda da bahsettiğim üzere, insanların bir gün öleceğini biliyor olması onları sembolik ölümsüzlük arayışına yönlendirir. İnsanlar bir aile kurarak ve çocuk yaparak miraslarını geleceğe taşırlar. Kendileri artık dünyada olmayacak olsa bile neslini devam ettirecek olmaları onları bir bakıma ölümsüz yapar. Baki’nin içerisinde bulunduğu yalnızlık bir aile kurmasına engel oluyor. Bir ortama girdiğinde mesleğinden ötürü dışlanan, kabul görmeyen ilk karakter Baki oluyor. Zamanla kendi içine kapanması ve oluşturduğu karamsar bakış açısı da işleri hiç kolaylaştırmıyor. Bir ailesinin ve gelecek nesle aktaracak bir mirasının olmaması onun ölüme dair dehşetle başa çıkamamasına sebep oluyor.

Bakabileceğimiz diğer perspektif: temel ihtiyaçlarımız. İnsanın en temel ihtiyacının hayatta kalmak olduğundan bahsetmiştim. Hayatımıza devam ederken karşılanması gereken ihtiyaçlarımız nedir diyecek olursanız; Maslow’un hiyeraşisi bize bir yol haritası sunacaktır. Maslow, insanların ihtiyaçlarını bir piramit halinde 5 grupta sıralar. Piramidin en altından en üstüne doğru ihtiyaçlar şu şekilde gider: Fizyolojik ihtiyaçlar, güvenlik ihtiyacı, sevgi / ait olma ihtiyacı, saygınlık ihtiyacı ve kendini gerçekleştirme ihtiyacı. Bir basamaktaki ihtiyaçlar karşılanmadan öteki basamağa geçilemez. Baki’nin 3. Basamakta takılı kaldığını söylemek doğru olacaktır. Sevebileceği, sevgi görebileceği, merhamet ihtiyacını karşılayabilecek birisi yok. Bir bakıma “Ölünce beni kim yıkayacak?” sorusu o aradığı merhameti gösterir nitelikte. Sonuçta öldüğünüz zaman sizi birinin yıkayıp yıkamadığını anlayamayacaksınız ama şu an canlı olan Baki birinin merhametine ihtiyaç duyuyor. Tıpkı her insan gibi.

Temel ihtiyaçlarımıza şema terapi perspektifinden de bakabiliriz. Şema terapiye göre her çocuğun karşılanması gereken evrensel 5 temel duygusal ihtiyacı vardır. Bu ihtiyaçlar:

  1. Diğerlerine Güvenli Bağlanma,
  2. Gereksinimleri ve Duygularını İfade Etme Özgürlüğü,
  3. Hareket Özgürlüğü, Kimlik ve Yeterlilik Algısı,
  4. Gerçekçi Sınırlar ve Özdenetim,
  5. Kendiliğindenlik ve Oyun.

Baki’nin çok küçük yaşta annesini kaybettiğini görüyoruz. Babasının hapse girdiği zamanı tam olarak bilemesek de babanın sevgiden, ilgiden, merhametten yoksun bir karakter olduğunu öğreniyoruz. Yani baba bir süre daha Baki ile beraber olmuş olsa bile ona sevgi ve sıcaklık göstermediği açık. Bu bakımdan Baki’nin gereksinimlerini ve duygularını ifade edemediğini, en azından anne ve babasına ifade edemediğini söylemek doğru olacaktır. Baki’nin nasıl büyüdüğüne dair bir bilgimiz olmadığı için diğer ihtiyaçlar bağlamında konuşmak çok doğru olmayacaktır. Bu bakımdan Baki sevgiye, sıcaklığa, merhamete ihtiyaç duyan ancak o ihtiyacını asla karşılayamayan bir çocuk.

Gassal İnceleme
Gassal Dizisi Psikolojik İnceleme

Dizinin ilerleyen bölümlerinde Baki’nin babası cezaevinden çıkıyor. Oğlunu sadece başı sıkıştığı için çağırdığını ve oğluna hiçbir özlem duymadığını görüyoruz. Buna rağmen Baki yıllardır babasını beklemiş ve ondan bir merhamet kırıntısı beklemekte. Sırf o merhamet kırıntısı uğruna yıllarca annesinin mezarına gitmemiş. Belki bir gün babası elinden tutar da beraber annesinin mezarına giderler diye… İşte o sıcaklığa, ilgiye, merhamete ihtiyaç duyan küçük çocuk nasıl ortaya çıktı, gördünüz mü? Baki’nin mimikleri, gözyaşı, duruşu, ses tonu bize o küçük çocuğun o an orada nasıl ortaya çıktığını gösterdi. Burada Ahmet Kural’ı ayakta alkışlıyorum.

Ne yazık ki karşısında onu anlayacak, sarıp sarmalayacak bir baba yok. Babasının ihtiyacına karşılık veremeyeceğini acı bir diyalog sonucu anlayan Baki o anda evden çıkıyor ve yıllar sonra annesinin mezarına gidiyor. Aslında bir bakıma yetişkin olmuş Baki çocuk Baki’nin elinden tutuyor. Sanki küçüklüğüne şunu söylüyor: “Babandan hayır gelmez, gel seni annene ben götüreyim.”

Dizide beni en çok etkileyen sahne Baki’nin annesinin toprağına yatıp sarılması oldu. Yaşayanlardan göremediği merhameti, ölü annesinin toprağından bulmaya çalıştı ve sabaha kadar orada yattı.

Gassal Dizisi ve Acı Çekme Üzerine

Evet, Baki’nin dünyası fazlasıyla gri. Peki hiç gri olmaması mı lazım? Tabii ki hayır. Hayatta acı çekmeye, üzülmeye, yas tutmaya da ihtiyacımız var. Ahmet’in çocukları ile Baki’nin yaşadığı bir sahne bize çok güzel bir ders veriyor.

Bir sahnede çocukların güvercininin öldüğünü ve ters şekilde yattığını görüyoruz. Çocuklar sessizce kuşu izliyorlar. Baki’ye şunu söylüyorlar: “Uyuyor, biz de uyandırmamak için sessiz duruyoruz.” Aslında baba Ahmet çocuklardan hayatın kaygı verici ve acı bir detayını saklıyor: Ölüm. Her canlının bir gün ölecek olması kaçamayacağımız bir gerçek. O yüzden Ahmet burada fazla korumacılık yaptı. Hatta korumacılıktan da öte, belki ölüm Ahmet için bile o kadar kaygı verici ki kendi kaygısını çocuklarına yansıttı. Çocuklarını koruduğunu düşünürken kendi kaygısından kaçtı.

Baki kuşa cenaze töreni düzenliyor ve çocukları da bu cenazeye katıyor. Kuş usullere göre gömülüyor. Sahnenin sonunda çocukların Baki’nin elini tuttuğunu görüyoruz. Çünkü Baki çocuklara hayatın bir gerçeğini öğretti ve bunu yaparken de onlara düzgün bir şekilde vedalaşma fırsatı sundu. Yaşanan bu andan sonra çocukların Baki’ye ne kadar sevgi beslediklerini ve onunla gerçek bir bağ kurduklarını görüyoruz.

Küçükken bir kaplumbağam vardı. Adını Burhan koymuştum. Burhan’ı her gün evin içinde yürüyüşe çıkarıyor, elime alıp onu seviyor, hatta ıyyyk diyeceğinizi duyar gibiyim ama onu öpüyordum! Bir gün Burhan öldü. Annem bunu benden saklamadı, Burhan’ın öldüğünü bana uygun bir dille anlattı ve onunla vedalaşmak isteyip istemediğimi sordu. Burhan’a evimizin arka bahçesinde bir cenaze töreni düzenleyip onu gömdük. Her ne kadar gidişi canımı acıtsa da istediğim zaman ziyaret edebileceğim bir yerde yatıyor olması beni rahatlatmıştı.

Vedalar zordur ama sağlıklı bir veda, patolojik bir yastan daha iyidir.

Hayatın Zıtlıkları Üzerine

Dizi bir nevi kontrastlar üzerine kurgulanmış gibi gözüküyor: Her bölümün çocukların söylediği neşeli bir jenerik ile başlayıp arabesk müzik ile bitmesi, Baki’nin gri dünyasına karşın en yakın arkadaşı Ahmet’in fazla renkli dünyası, gassalın ve gassal çırağının halleri, Baki’nin hayatının merkezinde sürekli ölümün olmasına karşın diğer karakterlerin ölümün ö’sünü bile gündeme almamaları… Kullanılan teknik diziden çok daha fazla etkilenmemize neden oluyor çünkü her zıtlık verilmek istenen mesajı büyüteçle büyüterek önümüze seriyor.

Aslında dünya da böyle değil mi? Her şey zıddıyla var oluyor. Hiç üzülmesek mutluluğun ne olduğunu bilemeyiz, acıkmadan doyduğumuzu anlayamayız, terapiye geldiğimizde hem değişmek isteriz hem konfor alanımızdan çıkmak istemeyiz, ferahlama anca bir sıkıntının ardından gelir. Bu bakımdan Gassal dizisi hayatın kendisini bize sunuyor; yani içinde bulunduğumuz zıtlıkların şöleni.

Bu zıtlıklar içerisinde oldukça kıymetli bulduğum ve üzerine değinmek istediğim bir tanesi var: Gassal Baki ve Gassal Çırağı Nadir. Baki ile Nadir taban tabana zıt karakterler. Baki kendini gassalliğe adamış ve daha çok yaşayanlara mesafeliyken Nadir ölülerden korkan bir karakter. Baki artık yaşlıca bir adamken Nadir henüz hayatın başında ve gencecik bir yüzü var. Bu ikilinin hikayesi ilmek ilmek işlenirken dizi bize çok güzel bir mesajı daha veriyor: Bazen vazgeçmek gerekir.

Nadir 7 yıldır gassal çırağı olmasına rağmen bırakın ölüyü yıkamayı ölüye bakamıyor bile. Yani o gasilhaneye ait değil. Baki sırf Nadir’in de gitmemesi için bu gerçeği görmezden gelmeye devam edebilir ve bu kısır döngü böyle devam edebilirdi. Ancak Baki bunu yapmadı. Nadir’in gasilhaneye ait olmadığını gördü ve onu özgür bıraktı (kendi içinde boğulduğu yalnızlığına rağmen). Doğru noktada vazgeçebildi. Kendi hayatlarımıza dönüp bir bakalım, bazen oraya ait olmayan ve gitmesi gereken birini zorla tutuyor muyuz? Ya da kendimiz ait olmadığımız bir yerde sıkışıp kalıyor muyuz? Yoksa doğru zamanda vazgeçmeyi biliyor muyuz?

Gassal Dizisi Psikolojik İnceleme Sonuç

Gassal hayata dair kaçındığımız gerçekleri yüzümüze tokat gibi çarparken birçok mesajı da ileten bir dizi. Hele son sahnede yaşananlar ve açık uçlu bitiyor olması 2 gün etkisinde kalmanıza neden oluyor. 😊 Orayı spoiler vermeyeceğim.

En temelde şunu söyleyebilirim: Hayat biz kaçsak da yalnızlığı, acıyı, yası, travmayı içerisinde barındırıyor. Hayatın bu tatsız detayları ile gerçekçi düzeyde yüzleşmek ve oralardan bir anlam çıkararak hayatımıza devam etmemiz lazım. Dengeli ve gerçekçi sınırlarda yaşanan bir hayat, kendi anlamını yaratacaktır.

Bu dizi üzerine farklı perspektiflerden sayfalarca yazılar yazılabilir. Ben kendi perspektifimden daha fazla uzatmadan yazıyı burada sonlandırayım. Umarım sizler için keyifli bir okuma olmuştur! Başka projelerde görüşmek üzere.

1 Yorum

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

*