Örümcek Adam: Yepyeni Bir Gün - Psikolojik İnceleme

Örümcek Adam: Yepyeni Bir Gün – Psikolojik İnceleme

Film/Psikoloji

Merhaba, ben klinik psikolog İrem Öztürk. Bugün sizlerle yeni vizyona girmiş Örümcek Adam: Yepyeni Bir Gün filminin psikolojik inceleme yazısı ile beraberim.

Yazıma başlamadan önce bir önsözde bulunmak isterim. Bu yazının içerisinde “mahrum edilmiş yas” kavramı ile tanışacaksınız. Ben mahrum edilmiş yas olgusunu sadece kavramsal olarak bilen değil, aynı zamanda birebir deneyimlemiş birisiyim.

Evcil hayvan kayıpları mahrum edilmiş yas kapsamına giren yas deneyimlerinden birisidir. Eylül 2022’de canımın en içi, oğlum Paşa’yı kaybettim. Tesadüf diyecekseniz -ancak ben diyemem, Freud da öyle demezdi 😊- yine bir eylül ayında yas kavramı ile (bu yazı aracılığıyla) yüz yüzeyim. Bu yüzden bu yazıyı Paşa’ya ithaf etmek istiyorum. Seni çok özlüyorum anneciğim. 

Ayrıca İlginizi Çekebilecek Bazı Yazılarım;

  1. Gassal Psikolojik İnceleme: Hayatın Göz Ardı Edilen Gerçeklerinin Hikayesi
  2. Barbie Film İncelemesi
  3. Joe Goldberg İncelemesi

2021 yılında Örümcek Adam: Eve Dönüş Yok filminde Peter Parker’ın kimliğinin ifşa olduğunu ve Peter’ın herkesin anılarından gönüllü olarak kendini sildirdiğini biliyoruz. Aradan geçen 5 yılın sonunda Peter Parker bizi Örümcek Adam: Yepyeni Bir Gün filmi ile karşıladı. Belki New York halkı için sıradan bir gündü ama gerçekten Peter için yepyeni bir gündü. Artık en yakın arkadaşı, kız arkadaşı, şehri onu tanımamaktadır ve kendisi yapayalnızdır. 

Instagram hesabım üzerinden de diğer içeriklerime göz atabilirsiniz: @uzm.psk.iremozturk

Örümcek Adam’ın yalnızlığı ve yas sürecine beraber göz atalım mı? Yalnız spoiler bol bol var, sonra bozuşmayalım! 😉 

Örümcek Adam ve Mahrum Edilmiş Yas

Bir kayıp yaşadığımız zaman bu yaşantıyı anlamlandırmak için bir sosyal / kültürel çerçeveye ihtiyaç duyarız. Yasın tutulma şekli, anlamlandırılması ve ritüelleri kültürden kültüre değişim göstermektedir. Bu yüzden toplum yas tutma süreci ve kişinin yaşadığı kayıp sonrası uyum sağlamasını etkileyen önemli bir faktördür.

Peki Peter Yasını Kiminle Paylaşacak? 

Yas sadece “ölüm” sonrasında yaşanmaz. Peter’ın hayatındaki önemli karakterin hepsi hayatta olmasına karşın hiçbiri onu “tanımamakta”dır. Bu kaybın farkında olan tek kişi ise Peter’dır. Peter yalnızca sevdiği insanları kaybetmiyor; kaybettiği insanların yasını tutma hakkından ve yasını paylaşabileceği sosyal çevreden de mahrum kalıyor.

Zaman zaman toplum bireylerin yas tutma sürecini görmezden gelebilir ya da desteklemeyebilir. Dolayısıyla bireyin yas tutma hakkı elinden almış olur. Bu tür yas deneyimleri psikoloji literatürde “mahrum edilmiş yas” olarak kavramsallaştırılmaktadır. 

Mahrum edilmiş yas kavramında temel mesele; yaşanan kaybın kişinin çevresi tarafından yeterince tanınmaması, meşru görülmemesi ya da kişinin bu kaybı açıkça yaşayabilmesi için gerekli sosyal alanın bulunmamasıdır. Peter’ın durumu bunun fantastik bir örneği. Eve Dönüş Yok filmi sonrasında MJ ve Ned Peter’ı unutuyor. Dolayısıyla Peter’ın zihninde oldukça canlı olan bir ilişki, onların gerçekliğinde hiç yaşanmamış hale geliyor. Peter’ın en yakın arkadaşı Ned, Peter’ı tanımıyor; Peter için hayatının aşkı olan MJ ise onunla yaşadığı ilişkiye dair hiçbir anıya sahip değil.

Buradaki asıl trajedi, Peter’ın kaybettiği insanların hala hayatta olması ama onun için artık aynı ilişkisel konumda bulunmamaları. Bu, zihnimizde yer edinmiş ve toplum kurallarıyla paralel giden klasik yas deneyiminden farklı bir kayıp yaratıyor. Peter “MJ öldü” diyemiyor -Çünkü MJ hayatta. “Ned’i kaybettim” demek de dışarıdan bakıldığında kolayca anlaşılabilecek bir şey değil- Çünkü Ned karşısında duruyor. Peter’ın kaybettiği şey aslında insanların kendisi değil, onlarla kurduğu ilişkinin kendisi. 

Mahrum edilmiş yasta bireyler duygularını ifade etmekten, sosyal destek ve onay almaktan mahrum bırakılırlar. Peter’ın kaybı gerçek. Ancak bunun yasını tutması için kimse onunla değil. Dolayısıyla yas sosyal olarak da işlenemiyor. 

Süper Kahraman mı Yas Tutan Bir İnsan mı?

Peter’ın yasını açıkça ifade edememesi, onu Spider-Man kimliğine daha fazla yöneltiyor. Yasın sosyal olarak paylaşılmaması, kişinin duygusal yükünü kendi başına taşımaya çalışmasına neden olabilir. Peter’ın sürekli çalışması, insanları kurtarması ve Spider-Man kimliğine sarılması bu açıdan yalnızca kahramanlık olarak değil, yasla baş etme biçimi olarak okunabilir. Duygularını konuşmak yerine eyleme geçiyor. Kaybı üzerine düşünmek yerine suçla mücadele ediyor. Çünkü Peter en azından Spider-Man olduğunda ne yapması gerektiğini biliyor.

Bu nedenle filmdeki “süper kahramanlık” temasının yasla çok güçlü bir bağlantısı var. Peter’ın kontrol edebildiği tek alan, başkalarını kurtarmak. Geçmişte yaşananları değiştiremiyor, May’i geri getiremiyor, MJ ve Ned’in hafızasını geri getiremiyor. Fakat başka insanları kurtarabilir. Böylece değiştiremeyeceği kayıpların karşısında değiştirebileceği şeylere yöneliyor. Peki Peter’ın insanlığı kurtarma mücadelesi devam ederken bedeninde yaşadığı değişimler, örümcek ve insan DNA’sı arasındaki dengesizlikten kaynaklanan sorunları fark ettiniz mi? Etmez olur musunuz hiç! Hadi bunlara da biraz daha yakından bakalım.

Beden Bir Şeyler Anlatmaya Çalıştığında

Peter’ın güçlerinde meydana gelen değişimi yalnızca fantastik evrene ait bir olay olarak değil, filmin psikolojik anlatısının bir parçası olarak da okumak mümkün. Peter’ın yaşadığı yoğun duygusal yük arttıkça, daha önce kontrol edebildiği güçlerini ve bedenini de kontrol etmekte zorlanmaya başlaması dikkat çekiyor. 

Peter’ın temel başa çıkma biçiminin harekete geçmek ve kontrolü elinde tutmak olduğunu düşünürsek, bedenindeki değişim bunun tam karşısında duruyor. Peter ne kadar kontrol etmeye, yaşadığı acıyı bastırmaya ve “işe yarar bir süper kahraman” olarak kalmaya çalışırsa, bedeni o kadar öngörülemez hale geliyor. Yani zihni “Ben iyiyim, devam etmeliyim, kontrol bende” diyen Peter’ın bedeni aynı şeyi söylemiyor. Bedeninin verdiği tepki, onun kendi içinde taşıdığı yükün artık mevcut kontrol mekanizmalarıyla yönetilemediğini görünür kılıyor. Dolayısıyla şöyle bir kısır döngü ortaya çıkıyor: Peter ne kadar kontrol etmeye çalışırsa, o kadar kontrol edemediği bir şey ortaya çıkıyor.

Bunu yas açısından düşündüğümüzde ise daha da anlamlı hale geliyor. Peter’ın yaşadığı kayıpların önemli bir bölümü geri döndürülemez nitelikte. Ancak Peter’ın davranışları, sanki yeterince çabalarsa her şeyi düzeltebilecekmiş gibi bir mantık taşıyor. Başkalarını kurtarmaya devam ederek kendi çaresizlik duygusunu yenmeye çalışıyor. Fakat bedenindeki değişim ona tam tersini hatırlatıyor: Süper kahraman olsan bile bazı şeyleri kontrol edemezsin. Bazı duygular yalnızca daha fazla çabayla ortadan kalkmaz.

Peter’ın çevresi onun yasını göremiyor; Peter da kendi yasını görmek yerine “Örümcek Adam” olmaya devam ediyor. Film ise tam bu noktada, görünmeyen psikolojik yükü Peter’ın bedeninde görünür hale getiriyor.

Duyguları Kabullenmek ve Yüzleşmek

Peter’ın belli bir noktaya kadar örümcek ve insan arasında gel git yaşadığını görüyoruz. O kimdir? Peter Parker mı yoksa Örümcek Adam mı? Aldığı önlemler arasında örümcek genlerini bastıran bir çip tasarlayıp ensesine takmasına bile şahit oluyoruz. 

Ancak sonra bir kırılma noktası yaşanıyor: MJ, Peter’ın notunu buluyor. MJ mektubu Peter onu hala sevdiğini söylüyor. MJ ise çok net biçimde “Seni tanımıyorum ve sana karşı romantik bir şey hissetmiyorum” diyor. Bu yüzleşme, Peter’ın yasını işleyebilmesi ve duygularıyla bir araya gelmesi açısından çok önemli bir fırsat sunuyor.

Peter, MJ ile yüzleşene kadar iki kimliği birbirinden ayırmaya çalışıyor: Peter Parker ve Örümcek Adam. Peter Parker tarafı kayıp yaşıyor, kaybettiği insanları özlüyor, yası reddediliyor ve yasından mahrum kalıyor. Örümcek Adam tarafı ise sürekli hareket ediyor, insanları kurtarıyor, güçlü kalıyor ve hiçbir şey olmamış gibi devam ediyor. 

MJ’in yüzleşmesiyle Peter’ın en büyük umudu yıkılıyor –Belki MJ beni hatırlar, belki aramızdaki bağ hala oradadır.– Hayır. MJ açıkça bunun olmadığını söylüyor. Bu noktada Peter MJ’i geri kazanmak yerine kendi içindeki çatışmayı çözmeye yöneliyor.

Tam da bu yüzleşmeden sonra Peter’ın çipi çıkarması ve “İkisi de benim” demesi tesadüf değil. Artık Peter insan tarafını zayıflık, örümcek tarafını ise kontrol edilmesi gereken bir tehdit olarak görmüyor. Yas tutan, özleyen, incinen Peter Parker ile güçlü ve sorumluluk sahibi Örümcek Adam’ın aynı benliğin parçaları olduğunu kabul ediyor. Bu açıdan MJ ile yaşadığı yüzleşme, Peter’ın geçmişteki ilişkisini geri kazanmasının değil, kaybını kabul ederek kendisiyle yeniden bütünleşmesinin başlangıcı oluyor.

Örümcek Adam psikolojik incelemesinin sonuna geldik. Kendinize iyi bakın, başka yazılarda görüşmek üzere.

Kaynakça

  • Doka, K. J. (1989). Disenfranchised grief: Recognizing hidden sorrow. Lexington Books.
  • Parkes, C. M., Laungani, P. & Young, B. (Eds.). (1997). Death and bereavement across cultures. Routledge.
  • Keser, E. (Ed.). (2021). Kayıp ve yas psikolojisi. Nobel Akademik Yayıncılık. 

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

*