Psikoloji Öğrencilerinin Sessiz Mezuniyet Krizi

Psikoloji Öğrencilerinin Sessiz Mezuniyet Krizi

Psikoloji

Herkese merhaba. Bu kez bu yazıyı; deneyimlerini paylaşan bir 4. sınıf psikoloji öğrencisi olarak değil, mezuniyetine sayılı günler kalmış ve uzun zamandır birçok psikoloji öğrencisinin sessizce yaşadığı o mezuniyet krizinin içinde olan bir psikolog adayı olarak yazmak istedim.

Bu yazıda tavsiye veren biri gibi konuşmak istemiyorum. Daha çok, aynı kaygıları paylaşan meslektaş adayları olarak biraz konuşalım istedim. Çünkü mezuniyet yaklaştıkça insanın aklında ister istemez aynı sorular dönmeye başlıyor: “Şimdi ne olacak?”, “Yeterli miyim?”, “Doğru yerde miyim?”

Umarım okurken kendinizden bir şeyler bulabilirsiniz. Herhangi bir sorunuz olursa benimle nursenabektass@gmail.com adresi üzerinden iletişime geçebilirsiniz.

Keyifli okumalar dilerim.

Ayrıca İlginizi Çekebilecek Diğer Yazılarımız;

  1. Psikoloji Öğrencilerine Kariyer Önerileri
  2. Psikoloji Okurken Asla Yapmamanız Gerekenler
  3. Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Kabul Rehberi
  4. Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programları
  5. Psikoloji Eğitimleri Alırken Nelere Dikkat Edilmelidir?

Sanırım mezuniyetle ilgili kendimizi tam olarak hazırlamadığımız şey, bunun sadece bir “bitiriş” hissi olmaması. Verilen 4 yıllık emeğin sonlarına yaklaşmayı; bir dönemin kapanışı ve yeni bir dönemin başlangıcı olarak görüyoruz evet. Ama mezuniyet yaklaştıkça, yıllardır ulaşmaya çalıştığımız şey artık çok yakınken bu kez de sonrasında ne olacağını düşünmeye başlıyoruz. Komik maaşlara asistan psikologluk mu yapmalıyız? Yeni eğitimlere bütçe mi ayırmalıyız? Yüksek lisans mı yapmalıyız? KPSS’ye mi çalışmalıyız? Doğru alanda mıyız? Gerçekten ne istiyoruz? Ve bütün yıl boyunca zihnimizin bir köşesinde dönüp duran onlarca soru…

Bence psikoloji mezunlarının en büyük çıkmazlarından biri de burada başlıyor. Bölümden mezun olduğumuzda “Ben psikoloğum.” diyebiliyoruz evet ama konu iş hayatına geldiğinde yalnızca psikolog olmak çoğu zaman yeterli hissettirmiyor. Sürekli daha fazlasına ihtiyaç varmış gibi geliyor. Daha fazla deneyim, daha fazla eğitim, daha fazla uzmanlık alanı…

Bir anda herkesin bir planı varmış gibi görünmeye başlıyor. Kimimiz yüksek lisans başvurularını konuşuyor, kimimiz hangi alanda ilerlemek istediğini çoktan seçmiş gibi duruyor, kimimiz iş buluyor. Ama çoğumuz aslında sadece durup gerçekten ne istediğimizi anlamaya çalışıyoruz. Sanırım mezuniyet döneminin en yorucu taraflarından biri de bu oluyor: Sürekli bir şeylere yetişmemiz gerekiyormuş gibi hissetmek.

Bu durum bir noktadan sonra sadece gelecek kaygısı olmaktan çıkıyor ve yerini yetersizlik, umutsuzluk gibi herkese göre değişen bazı duygulara bırakıyor bence. LinkedIn’de 5 dakika geçirmek, Instagram psikoloji bloglarında ya da “psikoinfluencer’ların” hesaplarında biraz gezinmek bile bu duyguyu allayıp pulluyor sanırım. Hepimiz günün sonunda sosyal medyanın gazabına uğruyoruz 🙂 

Tam da böyle hissettiğim dönemlerde, bir zamanlar sosyal medyada gördüğüm bir benzetme aklıma geliyor. Hepimiz aynı okyanusta sörf yapıyoruz ama herkesin dalgası farklı zamanda geliyor. Herkes farklı bir yerde, farklı bir hızda ilerliyor. Ve o özgürce ayakta kalabildiğimiz anı da ancak kendi dalgamız geldiğinde yaşayabiliyoruz.  

Yazının sonlarına geldikçe kendi adıma şuna ikna oluyorum; belki de mezuniyet krizi dediğimiz şey sadece mezuniyetle ilgili değil. Hayatın birçok döneminde kendimizi geride kalmış, kararsız, yetersiz ya da yönünü kaybetmiş hissetmekle, belki bazen herkes ilerliyormuş gibi görünürken biz duruyormuşuz gibi hissetmekle alakalı.

Ama sanırım hayat gerçekten biraz da böyle ilerliyor. Herkesin zamanı, yolu ve dalgası farklı geliyor. Ve şu an her şeyi çözememiş olmamız, yanlış yerde olduğumuz anlamına gelmiyor.

Okuduğunuz için teşekkür ederim.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

*