seni tanıyorum dizi psikolojik inceleme

Seni Tanıyorum Dizisi: Psikolojik Analiz

Psikoloji

Seni Tanıyorum globalde yüksek başarı yakalayan bir dizi oldu. Netflix Türkiye yapımlarında nadir rastlanan bir başarı ve kesinlikle önce tüm ekibi tebrik etmek istiyorum. Konusu, karakterleri, çözülme noktaları hakkında konuşacağız ve psikolojik analize yer vereceğiz. Kağıt kalemler hazırsa analize başlayalım. Ben Film Psikoloğu Selin, kemerlerinizi bağlayın.

Seni Tanıyorum konusu ne?

Seni Tanıyorum merkezinde aşk üçgeni olan bir psikolojik gerilim dizisi. İki yıldır, en azından dışarıdan, güzel bir evlilikleri olan Funda ve İlker, kızları Mavi için bir bakıcı aramaya başlar. Çünkü ressam olan Funda önemli bir sergi hazırlığına başlayacaktır. Ancak Funda kaygılı bir annedir ve kızına iyi bakım verileceğinden bir türlü emin olamaz. Şans eseri, Mavi’nin havuz derslerini yürüten eski bebek hemşiresi Nazlı da işten ayrılır. Böylece Funda iyi bir bakıcı bulduğunu düşünüp fırsatı değerlendirir. Ama Nazlı aslında tanıdık bir yüzden fazlasıdır.

Analiz Öncesi Öğrenmeye Hazırlık

Yazının derinlerinde kaybolmadan sizleri uyarmak istiyorum, buralardan sonrası SPOILER olacak. Biraz taşlar yerine otursun diye kısacık bilgi aktaracağım.

İlker ve Nazlı (bakıcı) aslında eskiden birkaç ay düzenli cinsel birliktelik yaşamışlar. İlker tarafında sadece tutku odaklı bir cinsel partnerlik olan bu süreç, Nazlı için hayatının aşkına dönüşmüş. Nazlı’nın bağlanma ve kırılma anlarını konuşacağız. Fakat bu birkaç ay İlker için “hoş bir anı” olarak kalırken Nazlı için travma, yas, terk edilme gibi süreçlere dönüşüyor.

Daha da kötüsü İlker aslında hayatında zaten Funda’yı istiyor. Hep istemiş… Nazlı, İlker için Londra’ya gitmeden önce yapılan bir kaçamak. İlker’in veda partisinde Funda ile yakınlaşması ve peşine evlenmeleri tüm yaşananların üzerine tüy dikiyor. Nazlı’nın hak ettiğini geri almak için Mavi’nin bakıcısı olarak eve girmesiyle felaket silsilesi başlıyor.

Seni Çok İyi Tanıyorum İlker

İlker, bana sorarsanız oldukça yüzeysel bir karakter. Bencil, makyavelist, empatiden uzak. Seni Tanıyorum dizisinde en kolay tanıyacağınız insan. Çok uğraşacağınız bir derinlik yok. İlkerleri başkalarından duyarız, dinleriz ama umarım karşılaşmayız. Dürtü ve güdüyle hareket eden, yoğun bir psikolojik sorun betimlemeyeceğimiz, çıkarcı, sadakatsiz, red flag bir erkek.

Funda’dan hep hoşlanmış, hayatının bir yerlerinde mutlaka onunla olacağını biliyor. İlker’in anne ve ablasının onaylamadığını gördüğümüz Funda’ya da oldukça aşık. Ama önemli bir problem var. Nazlıyla geçirdiği vakitlerin videolarını, fotoğraflarını saklıyor. Aksini iddia edenle tartışmaya açığım ama bu hem duygusal aldatma hem de eski partnere saygısızlık. Artık partnerin olmayan birinin özel anları senin eğlence arşivin değildir İlkercim.

Soruyorum: İlker Neden?

Seni Tanıyorum ‘un ilk bölümünde sıkıcı ama her şeyin de görece yolunda olduğu bir evlilik izliyoruz. Sorsanız Funda’ya da aşık. İlker bu evlilikte mutluysa neden hala eski partneriyle olan anıları saklıyor? Özlem duyduğu ve hatırlamak istediği şey ne? Nazlı’ya neden karşı koyamıyor?

Özlediği şey Nazlı değil. Evliliğin, eş olmanın, baba olmanın duygusal yükünü taşımak istemiyor. Sorumluluğunun olmadığı, tutkunun ve cinsellik dürtüsünün peşinden gittiği, yarın ne olacağını pek düşünmediği ama yine de büyük riskler almaktan uzak durduğu o “çılgın” zamanları özlüyor. Aslında sadece kendini düşündüğü zamanları özlüyor de diyebiliriz.

Narsist falan filan bir tanı bulmaya gerek yok. İlker kötü, korkak ve sorumsuz biri. İkna olmayan varsa şöyle sıralayayım… Aylarca birlikte olduğu kadını hiçbir sosyal çevresine dahil etmiyor. Eşine Nazlı hakkında yalan söylüyor, tüm risklere rağmen. Eşini aldatıyor, defalarca manipüle ederek kendi evinde güvensiz hissetmesine sebep oluyor. Emre’nin hayata tutunamamasını umuyor. Eşi hastaneye yatırıldığında ziyarete bile gitmiyor. Yine kendiyle ve kendi duygularıyla çok meşgul.

Sahip olduğu hiçbir şeyi kaybetmeden, heyecan arayışına devam ediyor. Bazı şeyleri kaybetme riski oluştuğunda ise bir başkasının hayatı bile İlker’in rutinlerinden daha az değerli olabiliyor. Şeytan bile seni tanıyordur İlker.

Mavi’ye bir gün bile bakamamış olmasını, ebeveyn sorumluluğunu “zaten Funda istemiyor” bahanesiyle tamamen eşine bırakmasını anlatmadım bile. Bence İlker, en azından bildiğimiz kadarıyla, acıdan geçmeyen bir insan. Bu yüzden de biraz eksik.

Funda Kendini Tanımaya Çalışıyor

Funda bir sanatçı ve kariyerinden oldukça memnun bir ressam. Seni Tanıyorum ‘a estetik katan esas karakter de bence Funda. Çünkü bize sanat içinde sanat bahşediyor. Tanınmış, saygı gören, bazen kıskanılan bazen imrenilen bir karakter. Yüksek standartlara ve sanat tutkusuna sahip. İnsan ilişkileri pek de iyi değil. Sınırları keskin, haklılık şeması aktif ve bildiğimiz üzere kontrolcü. Başarıya dair bir takıntı da görüyoruz. Fakat bu onay arayıcılığa değil yüksek standartlara bağlı. Bu nedenle işi, çabası, sonucu övülse bile kendisi de içsel olarak tatmin olduğu noktada bu başarıdan haz alıyor.

Mükemmeliyetçi yapısı, sadece kariyerine değil ailesine de etki ediyor. Mavi’nin her şeyiyle kendisi ilgilenip mükemmel anne olmaya çabalıyor. Annelikten çıkıp çekici bir eş olmaya çalışıyor. Ama işe de dönmesi gerekiyor. Çünkü Mavi’yi “onun için işinden vazgeçerek” cezalandırmak istemiyor. Yüksek standartları burada da görüyoruz. Ne yapıyorsa en iyisini yapmak zorunluluğu hissediyor. Ama çok iyi bile ona yetmiyor. İlker de sağ olsun hiçbir şeyi elinden zorla almadığı için, Funda daha da yetersiz ve yalnız hissediyor.

Bir bakıcı arayışı var. “Ama kimse Mavi’ye onun kadar iyi bakamaz.” Kime güvenecek? Oldukça kaygılı ve bağımlı bir anne Funda. Fakat bu durum Funda’nın psikolojisi ve karakteriyle ilgili olduğu kadar içinde bulunduğu ekosistemle de ilgili. Kayınvalide kendi bildiğini okurken, bakıcı sağlıklı açıklama sunmazken, İlker evde bile değilken Funda tabii ki bebeğine bağımlı hale geliyor. Kuşkuculuk şeması ise herkese karşı hep aktif. Bakıcı işleri daha da zorlaşıyor.

Annelik Çıkmazı

Funda’nın bağın ve sevginin, sevilen kişiye yük olabildiğine dair yaşantıları var. Kendi annesi çocuklarını büyütmek için kariyerini bir kenara bırakmış ve işe bir daha dönmemiş. Mavi iki yaşındayken dahi Funda’nın annesi ona “işe falan ne gerek var, dünyanın en önemli işi çocuğunu büyütmektir” diyor.

Seni Tanıyorum ‘un sunduğu önemli bir nokta var burada: İyi anne olduğundan emin olmaya çalışmanın duygusal yükü. Yoğurt mayala, işi bırak, emzir, işe dön ama asla annelikten geri kalma, sağlıklı beslensin, aktivitesi eksik olmasın, kendine de bağımlı hale getirme… Funda annesinin fikrini reddediyor ve işe dönmek istiyor. Ama annesinden yıllarca duyduğu standartlar, doğrular belli noktalarda onun inancına dönüştüğü için işe dönmekle ilgili hep de suçlu hissediyor.

Dönmesin o zaman!

Ancak annesinin sadece çocuklarına bakan bir kadın olması da Funda’ya iyi gelmemiş. Çocukluğunda annesinin “ben sizin için her şeyi feda ettim” söylemi, Funda’ya kariyerden vazgeçmenin iyi bir fikir olmadığını gösteriyor. Annesinden aldığı sevgi hep bir bedelle hatırlatılmış. Belki Funda’nın hissettiklerini sevilmekten suçluluk hissetmek gibi tanımlayabiliriz. Bir anne olarak bunu kendi kızına yapmak istemiyor. İşe dönme çabası da anlam kazanıyor.

Yas ve Depresyon

Seni Tanıyorum’ da gerilim tatlı tatlı akarken ve sürekli yeni şeyleri merak ettirirken karakterleri de daha yakından tanıyoruz. Aslında tam olarak tanışıyoruz. Funda’nın yetersizlik hissinin sadece kariyer ve kendi annesinin söylemleriyle ilgili olmadığını öğreniyoruz.

Ada’ya bir inzivaya gittiğinde Funda’nın sütü kesiliyor. Döndüğünde İlker’le olan konuşmalarda, Funda’nın daha 1 aylık anne olduğu, lohusalığı bile atlatmadığı bir dönemde babasını kaybettiğini öğreniyoruz. Mavi 27 günlükken de sütü kesilmiş Funda’nın. Bu dönemde muhtemelen hem kayıp ve yas hem de doğum sonrası etkisiyle yıkıcı bir depresyon yaşıyor. Tam olarak geçmiş de değil, kaygılı ve kontrolcü bir anne olarak bu yıkıcı duygularla baş etmeyi öğrenmiş.

Henüz anne olduğu, bebeğini beslemek zorunda olduğu ve bunu istediği de bir dönemde sütü kesilince; Funda yetersiz anneliğe dair bir kırılma yaşıyor. Aslında devam eden süreçteki tüm telafi edici davranışlar bu kırılmayı onarmaya çalışıyor. Bebeğinin istisnasız her şeyiyle ilgilenmesi, ağlamasına dayanamaması, İlker’e bile emanet edememesi sütünün ilk kesildiği zamanki üzüntü ve yetersizliğin aşırı telafi davranışları. (Bknz. Şema Terapi)

Ara ara bana geliyorlar arkadaşlar. Funda depresyondayken İlker ne yapıyor derseniz zaten asla satmayacağı motorunun ilanını falan düzenliyor muhtemelen…

Sütü kesildiyse ne oldu ki?

Annelik ve babalık, doğru sorumluluğu hissettiğiniz noktada baş etmesi çok zor kimlikler. Biraz da önemsememek biraz da hata yapmaya yer açmak lazım. Ama sütün kesilmesi gibi kontrol edemeyeceğiniz şeyler psikolojik sağlamlığı çok zorlayabiliyor.

Hiçbir hatası olmadığı halde, gebeliği sonlanmak zorunda kalmış bir kadının aklından suçlayıcı düşünceler geçebilir. Sezaryen doğumun güvenli bağlanmayı engellediğine dair saçma sapan bir kamu spotu görmüş bir anne, vajinal doğum yapmamış olmaktan mahvolabilir. Bebeği memeyi reddeden bir anne, çevrenin söylemleriyle gecelerce ağlayabilir.

İşte bu yüzden söz konusu lohusa dönemi olduğunda ve devam eden süreçlerde de herkes sadece destek olmakla ilgilense daha iyi olur. İşler kötüye giderse de gecikmeden bir terapi desteği almak en iyisidir.

Funda Nazlı’yı Neden Evde Tuttu?

Yazının başında İlker için çok sıkılmıştı dedim, hatırlarsınız. Belki bu tür bir sıkılma değildi ama Funda için de evlilik şahane gitmiyordu. Odağını Mavi’den koparamadığı, İlker’i istese de önemseyemediği, anne kimliğinden çıkamadığı için cinsel hayatının bile sekteye uğradığı bir dönemdeydi.

Böyle bir dönemde yeni bir koleksiyon hazırlamaya girişmesi Funda için bir savaştan fazlasıydı. Kendini, tutkularını, ilhamını yeniden bulması gerekiyordu. Tıkanmıştı. Çünkü Funda’yı Funda yapan şeylerin hepsi, yerini, geçen iki yılda bir anne personasına teslim etmişti.

Funda Nazlı’ya ilk başta iyi bir bakıcı seçeneği olarak yaklaşsa da İlker’le geçmişte cinsel birliktelik yaşamış olmaları onda bazı duygular uyandırdı. Kıskandı, heyecanlandı, öfkelendi, korktu ve merak etti. Uzun süredir sadece anneliğe dair kaygı ve üzüntü hisseden bir sanatçı için bu duygular olası bir ilham ateşinin fitili gibiydi.

Nazlı’nın ona düşündürdüğü ve hissettirdiği şeyleri ilham olarak kullandı. Zaten tam da bu yüzden modeli Nazlı oldu bence. Eserlerini yaratırken ona baktığında hissettikleriyle, Nazlı’nın kendi yaşantısında hissettiklerini harmanladı. Nazlı’nın canını yaktı, acısıyla uğraştı, zorla içini gördü. Aldığı her şeyden de beslendi. Onu paranoyaya götüren düşünceler; Nazlı’yı daha çok merak ederken eserlerini de daha tutkulu resmetmesine yardım etti. Funda; monotonlaşmış, kim olduğunu hatırlayamadığı, yalnız bırakıldığı ve zaten aldatmanın sınırlarında gezen bir eşle yaşadığı o evde, Nazlı olmadan o eserleri asla çıkaramazdı.

Bu arada Seni Tanıyorum ekibini o şahane tablolar için tebrik ederim. Bazılarında kanım dondu. Sanatçıya dair de bir bilgi bulamadım.

Kısacası; yabancılaştığı bazı duyguları yeniden deneyimlemek, biraz da kıskanmak ve kıyaslamak Funda’nın Nazlı’yı evden göndermemesindeki esas kaynak oldu. Ama vazgeçemeyişi hem ondan beslenmesi hem ona acıması hem de artık iç içe geçmeleri ile ilgiliydi.

Nazlı olmasa mis gibi hayatları vardı…

Var mıydı? Bana çoğu şeyi görev gibi yapıyorlar, aşkı ve partner olmayı çabuk bırakmışlar gibi geldi. İlker zaten hiç baba olmamış, birkaç dakika Mavi’yi sevmeye ben de baba olurum. Hanimiş agumuş.

Funda kendi annelik kaygılarında boğulmuş, üstüne bir de yeni sergi stresi binmiş. İlker olabildiğince Funda’dan ve evden kaçıyor. Çünkü aradığı tatlı ve pozitif duygular evin hakim atmosferi değil. Funda’ya duygusal destek sunamıyor, sürekli sahte bir pozitiflikle derdi önemsizmiş gibi hissettiriyor. Aslında kendisi de o kadar önemsemek istemiyor o dertleri. Diyorum ya yükü paylaşamıyor.

Funda yardım istemeyi bilmiyor. İlker de dahil kimseye tam olarak güvenemiyor. Biraz Kemal’e bir güven var ama o da saatli bomba. İlker’in ailesi Funda’yla çatışma halinde, İlker arayı bulamıyor. Eşinin tarafını tutuyor görünüyor ama olması gereken denge kurması. Cinsel yaşantıları yok. sohbet kısıtlı, duygusal paylaşım zayıf. İlker zaten Nazlı’nın fotoğrafını beğenmesinden de anlayacağımız üzere yavaş yavaş riskli sulara yelken açmış.

Nazlı olmasa da Funda bir yerlerde ya pes edip isyana kalkışır ya da tamamen anne kimliğiyle hayata devam ederdi. İlker’in yeni heyecanlar araması içinse bence Nazlı’ya zaten ihtiyacı yoktu. Bu kadar kötü bir son olmazdı, evet. Ama bu evin temelinden çatırdama sesleri zaten geliyordu. Ha derseniz çift terapisine giderlerdi, evde sorunlarını görüp konuşurlardı, çözerlerdi. Buna ben de varım. Ama zor…


Yazıya yakında Nazlı için de ekleme yapacağım. Yine yarınlar yokmuşçasına yazdığım için bileklerim taş oldu. Bir gün dinlenip geleyim. Nazlı daha büyük bir vaka, önümüzde uzun bir analizimiz var. Kendinize dikkat edin, devir kötü 😀 Görüşürüz.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

*