Herkese selam güzel kitaplara hasret. Film Psikoloğunuz bu sefer bir filmle değil kitapla karşınızda. Gece Yarısı Kütüphanesi! Okuyan okumayan, merak eden ilgisi olan herkese hitap edecek bir blog yazısı olacak. Kitabı, Nora’yı, yolculuğunu ve biraz da kendimi açtığım bir metin sizi bekliyor. Ben Selin Cennet Türker, zamanda kısa bir gezinti için lütfen kemerlerinizi bağlayın.
Diğer Yazılara Göz At:
Bu Yazıda Sizi Neler Bekliyor?
Gece Yarısı Kütüphanesi Kitabı Ne Anlatıyor?
Gece Yarısı kütüphanesi paralel evren teorisine dayanıyor. Dolayısıyla zamanda yolculuktan ziyade aslında evrenler arası bir gezintiye çıkıyoruz. Nora, kitabın ana karakteri. Hayatından, aldığı kararlardan, seçimlerinden memnun olmayan bir kadın. Neredeyse tüm gününü “hayatta kalmaya yetecek kadar çabalayarak” geçiriyor. Keşkelerle kahvaltı yapıyor, pişmanlıklarla uyuyor.
Bir gün Nora hayatta kalmaya çalışmak için de çok enerji gerektiğine karar verip özkıyım girişiminde bulunuyor. Gözlerini ise kendine has arafında, Gece Yarısı Kütüphanesi’nde açıyor. Burada sonsuz ihtimallerdeki yaşamlarına yolculuk yapabileceğini öğreniyor. Kütüphaneci ona yol gösteriyor ama onun yerine karar veremiyor. Nora da diğer Noralar’ın hayatına bakmak için pişmanlıklarını bir pusula olarak kullanmaya başlıyor. Biz de her yeni hayatına onunla eşlik ediyoruz.
Edebi Bir Bakış
Kitabı bağ kurma ve içselleştirme anlamında çok beğendim. İçinde paralel evren, zaman yolcuğu gibi şeyler olan her sanat eserine direkt çekilirim zaten. Ama Nora ve Gece Yarısı Kütüphanesi’nde bence herkesin yarasına parmak basan önemli bir mihenk taşı var: Keşkeler.
Hayatı nasıl yaşayacağını bilemeyen, bocalayan, savrulan ve dağılan karakterleri severim. Nora da öyle birisi. Anlam arayışında ona eşlik etmek de çok keyifli. Fakat bence kitap edebi anlamda zayıf. Sırtını olay akışına yaslayan, önermesini apaçık veren ve keşfetmeye müsaade etmeyen bir dili var. Çoğu zaman durup düşündüren güçlü söylemleri de yok. Kurtarıcısı ise hikayenin yine kendisi.
Nora’nın her yeni hayatta hissettikleri, gördükleri bize de kendimizi düşünmeden edemediğimiz bir kapı açıyor. Ben o kapıdan girdim ve bir dizi pişmanlıkla yüzleştim.
Gece Yarısı Kütüphanesi’nde Bir Gece
Nora; var olamayışından mutsuz, ilaçlarla hayata devam edebilen fazlasıyla depresif bir karakter. Hatta bu patolojik düzeyde bir depresyon. Öfkeli ama en çok kendine bu öfke ve öfkenin altında çok derin bir üzüntü denizi var. Ayağını bir bıraktı mı kaybolup gidecek o sularda!
Gece Yarısı Kütüphanesi’nde belki de hayatı boyunca dilediği bir şeyi test etme şansı buluyor. Geçmişte yaptığı, yapmadığı her şeyi değiştirdiği sonsuz ihtimalde hayata sahip oluyor.
“Keşke başka bir iş yapsaydım. Başka bir bölüm okusaydım. En azından müziği bırakmasaydım. Babamın istediği gibi bir çocuk olsaydım. Şu ilişkimi bitirseydim, şuna devam etseydim. Hiç tanımasaydım.“
Sizden bir şey isteyeceğim: Sadece 10 saniye durup düşünün. Aklınıza gelen “keşke” sayısı kaç olacak merak ediyorum. Kendimi açmam gerekirse benim en az bir 4 keşkem var. Zaten hangimizin yok ki?
Keşkelerle Barışmak…
Hayatımızdan, kendimizden memnun olmadığımız dönemlerde, pişmanlıklarımız biraz daha öne çıkabilir. Bak buradayım, derler. Onlarla uğraşmak için yeterince vaktiniz olmasını sağlamak adına sizi andan koparırlar. Bir keşke, sizi, belki de kelebek etkisi gibi tüm hayatınızı baştan yaratabileceğinize inandırır. Oysa bu ihtimal siz yaşadığınız ve dönüşmek istediğiniz sürece zaten vardır.
Gece Yarısı Kütüphanesi ve Nora okuruna kısaca şunu söylüyor: Geçmişe dönüp bir şeyleri değiştirmek mi istiyorsun? Verdiğin kararlar farklı olsaydı daha mutlu olacağını mı düşünüyorsun? Hadi dene bakalım! Ama cevap yaptıklarında değil. Yapmadıklarında, bakmadıklarında ve göremediklerinde.
Sanatçı olduğun bir hayatı dene. Sonra dünyaca tanındığın başka bir kariyer ve hayata geçiş yap. Hiçbir dostunu kaybetmediğin bir hayata ne dersin? Olmadı mı? Ülke değiştirmek istediği için terk etmekten hep pişmanlık duyduğun eski sevgilinle minimal bir yaşantı tercih et. Hala eksik mi? Evet! Çünkü içinde bir şeyler eksik. Anlam, bağ, yaşamanın senin için ve sana özel olan tılsımı…
Gece Yarısı Kütüphanesi ve Terapi
Hikayenin terapiye benzer güçlü bir yönü var. Nora Gece Yarısı Kütüphanesi’nde geçmişi deşip öfkeyi, üzüntüyü kusarken, pişmanlıklar kitabına kin güderken; bu acı veren geçmişin zaten farklı olduğu hayatları da deniyor. Ama bir bakmışsınız doyum yine eksik. Nora da bu boşluğu bol bol deneyimliyor.
Sessiz sedasız içi çekiliyor denediği yaşamlarda. Bir peri tozu gibi uçuşup kütüphaneye geri geliyor. Bazen çok sevdiği birinin o hayatta hiç olmaması bazen de kendini başarılı ama yine depresif görmesi onu bu paralel yaşamdan atıyor. Hayata kendince tutunmanın yolunu hala çözmüş değil.
Bu anlamda yaptığı her yolculuk bir terapi seansı gibi aslında. Pişmanlığı değiştiriyor. Bakıyor. Farklı olan şeyler görüyor. Ama yetmiyor. Çünkü sorun geçmişte değil. Geçmişi anlayıp kabul edip bugün kendini bir yere sığdırabilmekte.
Her kriz bir bağlanma yaratır. Bağ yaratılamadıysa, kriz devam eder. Bazen gelişimsel bazen yaşantısal bir kriz olur bu. Nora’nın hayatında kriz seçeneklerimiz oldukça fazla. Fakat bağlanma yok. Krizler birikip büyüdükçe ve bağlanma ile de tamamlanmadıkça hayat daha da anlamsız ve boş bir hal alıyor. Bu iç çekilmesi bana fena halde birini hatırlatıyor.
Veronika ve Nora
Gece Yarısı Kütüphanesi ana karakterinin dizaynı ve önermeleriyle bana Veronika’yı hatırlatıyor. Paulo Coelho’dan Veronika Ölmek İstiyor. İkisi de krizlerden, ihmalkar ebeveynlerden, hayatının iplerini uzun zamandır tutamayan genç kadınlardan ve depresyondan yola çıkıyor Veronika ve Nora’yı yazarken.
Belki bilenleriniz vardır. Ben de James Marcia’nın Kimlik Statüleri Kuramı’na gidiyorum böyle hikayeler görünce. Zaten kriz ve bağlanmadan bahsediyorsam bilin ki Marcia’ya selam gecikmeyecek. Soruyorum size: Bağlanma yoksa, insan ne için yaşar?
Veronika Ölmek İstiyor da Gece Yarısı Kütüphanesi de hayatın anlamını “kendimize has bir çerçevede” bulmayı öneren kitaplar. Başkalarının beklentileri hedefleri için değil kendimiz için yaşamayı öneren karakterler. Hayatın anlamına yarın yokmuş gibi yaşamak da küçük iyiliklere kaynak olmak da dahil. Sizin için anlamlı olması ve size, başkalarına zarar vermemesi yeterli.
Kütüphaneden Çıkıyoruz
Hepimiz hatalar yaptık. Hepimizin keşkeleri var. Şimdi paralel evrenlerde yolculuk yapabilecek olsanız eminim gidip bakmak isteyeceğiniz en az bir hayat vardır. Zaten Gece Yarısı Kütüphanesi de bu yüzden çok çekici. Ama hala emin olamasam da bir hayatımız var. Ve herkesten önce kendimiz için biz bu hayata sahip çıkmalıyız.
İnanın gerçek yaşam sorunlarını romantize etmiyorum. Kendinize bir bağlanma alanı, bir anlam bulduğunuzda asgari ücretle geçinememe sorununun ortadan kalkmayacağının ben de farkındayım. Dolu dolu yaşama isteğiniz yalnızlığınızı paylaşan bir dost yaratmayacak size. Ama belki de sizin gece yarısı kütüphanenizde en seveceğiniz kitap, henüz bakmadığınız bir yerdedir. Belki de kitap zaten elinizdedir.
Madem aynı kitabı okuyoruz yıllardır, kendimiz için birkaç sayfayı değiştirmeye değmez mi?
